SÖKE'DE YEREL BASIN VE BASIN YAYIN HAYATI

Yüksek Lisans Tez Çalışması

Thursday, April 06, 2006

ÖNSÖZ



İstanbul ve Ankara’yı saymazsak, Türkiye’nin diğer il ve ilçelerinde zaman zaman “kutup yıldızları gibi parlayıp sönen”, Anadolu’nun ücra köşelerinde yayın hayatını sürdüren yerel gazetelerin ve edebiyat dergilerinin durumunu incelemek amacıyla yola çıktık.
Her ne kadar evrensel kültürle eğitilmiş olsak bile, hemen hepimiz; “kültür ve edebiyat” denilince daha çok yakın çevremizden, bize yakın bulduklarımızdan, samimiliklerine inandıklarımızdan örnekler vermeye çalışıyoruz. Belki de bu davranışın altında, ayağını yere sağlam basabilme isteği yatıyor. Kendimize sağlam bir zemin bulduğumuz zaman, yapılan işten, umduğumuz sonuçları elde edemesek bile, zevk alıyoruz. Bir bakıma edebiyatın baş meselesi de zevk almak ya da zevk aldırmak değil mi?
Edebiyatımızın bakir tarlası, kimilerinin çok defa “taşra” diye nitelediği, zaman zaman da küçümsediği, görmezden geldiği, boş verdiği Anadolu’dur.
Bu çalışmamızda biz, Anadolu’da yayımlanan bir derginin penceresinden olaylara bakmak, edindiğimiz sonuçlarla edebiyatımıza ayna tutmak istedik. Biliyorum ki bu aynada, yarınlardaki edebiyatımızın devleri zamana göz kırpıyor. İncelediğimiz örneklerde; bilimsel ahlâka bağlı kalarak, objektif davranmaya ihtimam gösterdik. Sağlam zemin arayışımızın dışında, taraf da olmadık, yan da tutmadık. Daha çok ilk kaynaklardan, görebildiğimiz örneklerden derlediğimiz bilgilerden çıkardığımız sonuçları istifledik.
Hemen her şeyin sebebi, ihtiyaç. Bir şeye ihtiyaç duyuyorsanız, daha doğrusu ona muhtaçsanız, yaktığınız türkülerle edebiyatımızın aynasında ilk satırbaşlarını da açıyorsunuz demektir.
“Mende Mecnûn’dan füsun aşıklık istidadı var
Aşık-ı sadık menem Mecnûn’un ancak adı var”

diyen Fuzulî de, muhtaç olduğu aşkı anlatabilmek için “Leylâ vü Mecnûn”u ölümsüzleştirmiştir. İçinde bulunduğu geçim sıkıntısı, ulufe derdi; Şeyhî’ye “HÂRNAME”sini yazdırtmıştır. Adanalı’nın baş kaldırmaya olan meyli, Yaşar KEMAL’in kaleminde “İNCE MEMED” destanı olmuştur. Atatürk’ün “NUTUK”u, milletçe istiklâle duyduğumuz ihtiyacın şaheseridir. Mehmet Akif ERSOY’da, Tevfik FİKRET’te, Yahya KEMAL’de, Orhan VELİ’de, Cahit Sıtkı TARANCI’da, Tarık BUĞRA’da muhtaç oldukları ana fikrin ayak izleri var. Edebiyat aynası, onların duygulanmalarını, düşüncelerini, geçmişten geleceğe doğru da gelenekselleştirerek yansıtıyor. Şüphesiz bu yansımalarda hepimizden bir şeyler var.
İşte bu çalışmaya biz, bir şeylerin ip uçlarını yakalayabilmek amacıyla başladık. Aydın ilini ve daha çok Söke ilçesini, çalışmamızın odak merkezi olarak seçtik. “Niçin Söke?” sorusunun cevabı, çalışmamızın ilerleyen sayfalarında daha doyurucu olarak karşınıza çıkacaktır. Fakat yine de şu kısa ön bilgileri vermeden geçemeyeceğim: Aydın, okuma yazma oranı açısından Türkiye’nin sayılı illerinin önünde yer alıyor. İl dahilindeki okuma yazma oranı % 97’lere ulaşıyor. Bu, küçümsenecek bir rakam değil. Okuma yazma oranının yüksek oluşu, bölge insanını “okul hayatı”ndan sonraki dönemlerde de okumaya yöneltmiştir. Okuma düşkünü olan insanlarından bazıları da yazmaya gönül vermiş.
Yazanların daha doğru bir söyleyişle yazarların bulunduğu yerde, kültürel hareketlilik hız kazanmıştır. Bu hareketlilik, çeşitli dergilerin doğuşunu kolaylaştırmış, sadece yerel gazete ile yetinmeme anlayışını da beraberinde taşımıştır.
Bu sonuç, Söke’de kültür ve sanat hayatının zenginleşmesini, giderek daha da kökleşmesini sağlamıştır. Hatta Sökeli yazar ve şairler, eser yayınlama açısından birbirleriyle yarışır hale gelmişlerdir. Üstesine bu yarış; kemiyette değil, keyfiyette sürdürülmektedir.
Bu çalışma sırasında biz, diğerlerine göre daha bediî olan örneklerden yola çıktık. Yazarların eserlerinde basımdan kaynaklanan, imla ve noktalama yanlışlıklarına dokunmadık.

Hilâl GÜLER

0 Comments:

Post a Comment

<< Home